Türk Mitoloji Wiki Sayfası

Türk Yaratılış Destanı: Evrenin, Doğanın ve İnsanın Varoluş Hikayesi

Türk mitolojisinin en eski, en köklü ve en bilinen anlatılarından biri olan Yaratılış Destanı, evrenin nasıl var olduğunu, iyilik ile kötülüğün kökenini ve insanın yeryüzündeki serüvenini anlatan muazzam bir mitolojik eserdir.

Özellikle Altay ve Yakut Türkleri arasında nesilden nesile aktarılan bu destan, 19. yüzyılda ünlü Türkolog Wilhelm Radloff tarafından derlenerek yazıya geçirilmiştir. Sadece edebi bir metin değil, aynı zamanda eski Türklerin inanç sistemini (Tengricilik), doğa anlayışını ve evren tasavvurunu anlamamız için eşsiz bir kaynaktır.

İşte uçsuz bucaksız sulardan dağların yükselişine uzanan o kadim hikaye…

Başlangıç: Uçsuz Bucaksız Su ve Ak Ene

Zamanın henüz başlamadığı, yerin ve göğün yaratılmadığı o ilk anlarda, evrende sadece uçsuz bucaksız, derin ve karanlık bir su vardı. Ne güneş, ne ay, ne de yıldızlar mevcuttu.

Baş Tanrı Kayra Han (birçok varyantta Ülgen olarak geçer), bu uçsuz bucaksız suların üzerinde uçuyordu. Konacak bir kara parçası, dinlenecek bir yer yoktu. Ülgen yalnızlık ve belirsizlik içindeyken, suların derinliklerinden Ak Ene (Ak Ana) adında ilahi bir dişi varlık yüzeye çıktı. Ak Ene, Ülgen’e dönerek o tarihi emri verdi: “Yarat!” Bu ilhamı verdikten sonra Ak Ene tekrar suların derinliklerine dalarak gözden kayboldu. Ülgen, aldığı bu ilhamla evreni yaratma kararı aldı.

Dünyanın Yaratılışı ve Erlik’in İhaneti

Ülgen, yaratılış sürecinde yalnızlığını paylaşmak ve kendisine yardımcı olması için Erlik‘i yarattı (veya bazı versiyonlara göre Erlik sulardan kendiliğinden belirdi). Ülgen, yeryüzünü yaratmak için Erlik’e suların en dibine dalmasını ve oradan bir avuç toprak getirmesini emretti.

Erlik denizin dibine daldı ve toprağı buldu. Ancak içinde kibir ve gizli bir niyet yeşermişti. Ülgen’in yarattığı dünyanın yanı sıra, kendisi için de gizli bir dünya yaratmak istiyordu. Bu yüzden, çıkardığı toprağın bir kısmını gizlice ağzının içine sakladı, kalanını ise Ülgen’e teslim etti.

Ülgen, Erlik’in getirdiği toprağı suyun üzerine serpti ve “Büyü!” diye emretti. Toprak anında büyüyüp genişlemeye, düz ve kusursuz bir kara parçası halini almaya başladı. Ancak o sırada beklenmedik bir şey oldu: Ülgen’in “Büyü!” emri, Erlik’in ağzında sakladığı toprağı da etkilemişti.

Erlik’in ağzındaki toprak hızla büyümeye ve şişmeye başladı. Erlik boğulmak üzereydi, nefes alamıyor ve acı içinde kıvranıyordu. Ülgen durumu fark edip ona tükürmesini emretti. Erlik ağzındaki toprağı yeryüzüne doğru tükürdüğünde, o kusursuz ve dümdüz dünya bozuldu. Tükürülen bu topraklar yeryüzündeki sarp dağları, derin vadileri, uçurumları ve engebeli arazileri oluşturdu.

Bu olay, iyiliğin (Ülgen) yarattığı kusursuzluğa, kötülüğün (Erlik) müdahale ederek dünyadaki zorlukları nasıl var ettiğinin mitolojik bir açıklamasıdır.

Hayat Ağacı ve İnsanın Yaratılışı

Yeryüzü şekillendikten sonra Ülgen, dünyanın merkezine, dalları gökyüzüne kadar uzanan devasa bir ağaç dikti. Bu, Hayat Ağacı‘ydı (Ulu Kayın). Ağacın dokuz büyük dalı vardı ve Ülgen, bu dokuz dalın her birinin altında dokuz farklı insan soyunu yarattı.

İlk yaratılan insanların bedenleri topraktandı. Ülgen onlara can vermek, ruh üflemek için onları bir süre yalnız bıraktı ve başlarına bekçi olarak tüysüz bir köpek dikti.

Erlik’in İnsanları Kandırması ve Yeraltına Sürülmesi

Erlik, Ülgen’in yarattığı insanları ve bu yeni düzeni büyük bir kıskançlıkla izliyordu. İnsanlara zarar vermek ve onların saflığını bozmak için harekete geçti.

Ülgen’in insanları koruması için bıraktığı tüysüz köpeğin yanına gelen Erlik, köpeğe rüşvet teklif etti. Soğuktan üşüyen köpeğe altın rengi tüyler vereceğini, onu doyuracağını söyledi. Köpek bu teklife kanarak Erlik’e yol verdi.

Erlik, insanların yanına yaklaşarak onlara Ülgen’in yasakladığı yiyeceklerden (bazı anlatımlarda meyvelerden) yedirdi. Böylece insanların içine kötülük tohumları atıldı; masumiyetleri bozuldu, hastalıklara ve ölüme açık hale geldiler.

Döndüğünde durumu gören Ülgen büyük bir öfkeye kapıldı. İnsanlığı cezalandırmak zorunda kaldı ve onları kendi hallerine, ölümlü bir yaşama terk etti. Köpeği ise ebediyen insanlara hizmet etmesi ve itaat etmesi için cezalandırdı.

En büyük cezayı ise Erlik aldı. Ülgen, Erlik’i gökyüzünden ve yeryüzünün aydınlığından kovarak onu yerin yedi kat altına, Karanlıklar Diyarı’na (Yeraltı Dünyasına) sürgün etti. O günden sonra Erlik, yeraltının hakimi, kötülüklerin ve hastalıkların efendisi oldu.

Evrenin Dengesi ve Ülgen’in Göğe Çekilişi

Tüm bu yaratılış ve düzenleme süreci tamamlandıktan sonra, Tanrı Ülgen göğün 17. katına, aydınlık ve huzur dolu diyarına çekildi. Evrenin yönetimini diğer iyi ruhlara bıraktı.

Türk Yaratılış Destanı’na göre dünyanın dengesi işte bu temel çatışma üzerine kuruludur: Gökyüzünde iyiliği, bereketi ve aydınlığı temsil eden Ülgen ile; yeraltında kötülüğü, karanlığı ve felaketleri temsil eden Erlik’in sonsuz mücadelesi. İnsan ise bu iki gücün ortasında, yeryüzünde kendi yolunu bulmaya çalışan varlıktır.

İlgili Videolar ;

Scroll to Top